QR Code
Buyrun bu da benim barkodum..
Eşyalarımın üzerine bastırmayı da düşünüyorum hatta..

Buyrun bu da benim barkodum..
Eşyalarımın üzerine bastırmayı da düşünüyorum hatta..

Diyeceksiniz “ne rekoru” di mi? Evet ben de biliyorum demeyeceksiniz, salladığınız bile yok çoğunuzun, ama olsun. Aksi halde yazılmıyor. Rekor; “yazısız geçen zaman” kişisel rekoru.
Aslında geçenlerde okuduğum bir yazının ilk birkaç cümlesini aynen alsam çok sırıtmaz, birebir örtüşüyor çünkü. Biraz daha geniş kapsamlısı oldu benimki diyelim. Bu arada Serkan o yazısında benim bir önceki yazıda yazmış olduğum tezimi ispatlamış, kendisine teşekkürü bir borç biliyorum.
Söylemiş olduğum gibi micrboblogging kavramı bloglarımızın canına okudu. O kadar ki takip etmediğini bile bile insanlara oralardan seslenmek gibi acayip huylarım peydah oldu. Şimdilik gazımızı iyi alıyor bu ufaklıklar. Bakalım ne olur bu işin sonu.
Bu yazısız geçen süre zarfında iyi günlerim de oldu çok kötü günlerim de tabi ki. Daha çok kendimce eksik olduğunu düşündüğüm şeyleri tamamlamaya uğraştım. Başarısızlık oranım yüksek olsa da hâlen kafamı taktığım bazı şeylerin peşindeydim. Bir kısmını tamamladım, bir kısmı beni paşalar gibi bekliyor. Sırası geliyor her birinin.
Cihan gibi yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan bahsetmek isterdim, ama bunu ne zaman yaptıysam yapacak olduklarım birer yalandan ibaret kaldılar. Ben ikisinden de vazgeçtim. Bahsetmek istediğimden bahsederim, istemediğim bana kalır diye düşünüyorum.
Şimdilik size söyleyecek daha fazla şeyim yok, ama elimden geldiğince Mart ayını verimli kullanmayı hedefliyorum. Ondan sonra ne olacağını hiçbirimiz bilemeyiz.
Mart ayı herkes için iyi bir ay olsun. Daha sık görüşmek üzere…
Anlaşılan o ki microblogging (twitter, friendfeed, facebook iletileri v.b.) kullanan bütün blog yazarlarının bloglarında bir kısırlık söz konusu.. Bunun bence iki yorumu olabilir..
Birincisi, microblogging faaliyeti yazarların anlık gazlarını gayet iyi aldığından bloglarının gelişi güzel yazılmış yazılardan kurtulmalarına sebep oluyor.. Daha adam gibi yazıların mekânı oluyor bloglar.. Bu iyimser yaklaşım..
İkincisi, microblogging özensiz ve çabuk üretim olduğundan yazarlarda tembelliğe sebep oluyor.. Dolayısıyla yazılası durumlar da çabuk geçiştiriliyor ve bloglar boş durmaması gerekirken boş duruyor.. Bu da kötümser olanı..
Sizce?..
Bir üçüncü yaklaşım olarak “Sana ne kardeşim elalemin büyüğünden, küçüğünden?.. Manyak mısın?.. Kendi işine baksana sen!..” gibi bir yorum da olası tabi..
Aimp açılıp içeriği düzenlenince neden ilk iş olarak neredeyse unuttuğum bloguma giriş yapıp yazı paneline bakmaya başladım? Niye bu yazı için kendimi mecbur hissediyorum?
Koşullanma dedikleri böyle bir şey mi acep? Yoksa bu adamda beni gazlayan bir şeyler mi var?
Her neyse…
Hoş buldum.
Buraları toz bağlamış yine.. En son bi Ramazan tebriği yazayım diyordum da, o da güme gitmiş ne yazıkki..
Haberdar edeyim, yaşıyorum.. ![]()
Üstelik eskisinden de yüksek.. Evet bu hafta itibariyle resmen Yüksek Mühendis olmuş bulunuyorum.. Bu arada söyleyeyim, tezin kendisiyle teslimiyle uğraştığım kadar uğraşmadım.. Sahiden tez teslim etmesi çok zormuş..
İkinci haber.. Birini daha kattık blogcular arasına..
Bilgisayar Mühendisliği’ne bu sene başlayan kız kardeşim Ecem‘in de artık kendine ait bir yeri var.. Tamamen kendisi ilgilendi bütün aşamalarıyla, kendisi kurdu blogunu.. Kendi çabalarıyla da duyurdu arkadaşlarına, ben de gecikmeli de olsa sözümü tutuyorum..
Bir bilgisayar mühendisinin başına 4 yıl boyunca neler geliyormuş, takip ederiz artık.. ![]()
Bağrınıza basın, yalnız bırakmayın..
Başka bir takım köklü değişiklikler de olabilir bu ara.. Yine takipte olun.. Arayın, sorun..